
Ülker Saguner'in hayatında esas mühim rol
oynayan insan, döneminin tanınmış kültür, sanat, bilim insanları arasında müstesna bir yer edinmiş olan eşi Muammer Saguner'dir.
Sanatçı, hayatının 37 yılını güçlü bir dostlukla, sevgi, saygı ve mutlulukla paylaştığı eşine hayatına kattığı güzellikler için mektuplarla teşekkür ediyor...
17 Mayıs 1948, geceyarısı...
Gelin, beyaz bulutlara benzeyen geceliğiyle kırmızı divanın üzerine oturdu. Eşi önünde diz çöktü. Yüreğine sığamayan coşkulu duyguları anlatmaya başladı, konuştu, konuştu...
Ellerim çiçek
Gözlerim çocuk
Mavi içinde, mavi içinde...
(Ü. Saguner)
25 Mart 1985, geceyarısı...
Can yoldaşım... Bir dakika içinde seni kaybettim. Yüreğin üçüncü krize dayanamadı. ''Yanındayken bile sana hasretim'' diyen çelebi adam, 'sevgili sevgilisini' bırakıp gitti. Şimdi belleğimde anılar, yüreğimde onarılmaz bir acı var. Kar sokak lambalarının üzerine yağıyor benek benek. Yorgunum ve bir minik serçe gibi üşüyorum. Ne yazık ki, beni ısıtan adam yok artık.
12 Şubat 1995, geceyarısı...
Dostum, can yoldaşım,
Uzun yıllar seninle paylaştığımız atölyede şimdi yalnız çalıştığım kaç mevsim geçti bilmiyorum. Hani şövaleyi sen kullanırdın da, bana tuvalimi sandalye arkalığına dayamak düşerdü, hatırlıyor musun? Bugün yine öğrettiğin gibi çalışmaya başladım. Tuvalimde yosun mavisinden pembe ve griye kadar, bir sürü renk var. Solda alçak dallarıyla koca bir çınar, arkada dağlar, yer yer sürülmüş tarlalar, kımızı toprak ve uçurumdan düşmemek için kökleriyle kayalıklara sımsıkı sarılmış, ihtiyar bir ağaç...
Çalışırken öyle dalmışım ki, birden arkamda durduğunu, yine o hoca gözlemciliğiyle yaptığım tabloya baktığını sandım. Yüreğim delicesine çarpmaya başladı. Elimden fırçayı bıraktım, gözlerim kapalı, anılara daldım...
Gökte bir yıldızımız vardı, biliyorsun. Kimi geceler, parke döşeli yollardan o yıldıza doğru yürürdük. Ay biraz sevdalı, biraz hüzünlü, bulutların arasından bize bakardı. Akşamları Havayyen gitarınla melodiler çalardın ve ben küçük bir sesle eşlik ederdim. Bazen de radyodan senfoniler, liidler, ezgiler dinlerdik. Sonbaharda, yağmurun altında yürümeyi ne kadar da severdik. Elim elinin içinde, sadece yüreğimizin sesini dinleyerek. Beni geceler boyunca desen, deformasyon ve renkler konusunda bilgilendirmeye çalışır dururdun.
'Sanat güzellik duygusunun ritmik bir ifadesidir. Freud'un bilinçaltı dediği yer, asıl ruhumuzdur. Orada cennetimiz vardır. İnsanlar güzel duygularla dolunca bu cennetlere gider. Allah'ın lütfuna uğramış kişiler ise orada gördüklerini bize aktarırlar. Onlar sanatçılardır' derdin.
Bazen bakarım, bir noktadan sonra söylediklerini hiç duymamışım... Aklım, gelişme çağındaki kızlarımızın dertlerine dalıp gitmiş. Üzülür, hiç değilse devamını dikkatle dinlemeye özen gösterirdim. Bana resim tekniğini, renklerin etkilerini, tonların, ara tonlarla nasıl birbirine geçtiğini, ışık ve gölge oyunlarını anlatırdın. Zaten yaşam da ışıklar ve gölgeler oyunu değil miydi..?