top of page

ÜLKER SAGUNER

Ressam, Şair 

Sanata Adanmış Bir Ömür..

Ülker Saguner, her ikisi de subay olan ağabeyleri Ahmet ve Süreyya'dan sonra ailenin üçüncü ve son çocuğu olarak 1928 yılında Bursa'da doğdu. Annesi Şerife hanım son derece dirayetli, otoriter yapısına rağmen bir o kadar da şefkatliydi. Babası Abdullah Efendi ise mizaha yatkın mizacıyla neşeli, hayattan kam almayı bilen bir kişiliğe sahipti. Sanatçının karakter gelişiminde babaannesi Emine hanım da  önemli pay sahibidir. Bilgili, akıllı fikirli gönül insanı 'Emine Molla' aynı zamanda Allah vergisi şifacılık yeteneğiyle de dört bir yana nam salmıştı.

11 yaşına geldiğinde, yemyeşil Bursa şehrinin henüz bozulmamış tabii atmosferinde, bahçesi çiçeklerle bezeli küçük evdeki sevgi çemberi ve bolluk içinde geçirdiği mutlu çocukluğunun tatlı rüyasından hızla uyanmak zorunda kalacaktır küçük Ülker. İkinci Dünya Savaşı faciası, etkisini savaşa katılmayan Türkiye'de bile şiddetle göstermeye başlamıştır. Açlık ve kıtlık dolu günler herkes gibi onların da kapısını çalar. Aile, savaşın acımasızlığı karşısında şaşkın, çaresizdir. Babası iş yerini kapatmak zorunda kalır. 1942 yılına geldiklerinde, şartlar iyice dayanılmaz hale gelmiştir. Derken babası bir tanıdığın yardımıyla Ankara'da iş bulur. Ve taşınırlar. Bu beklenmedik, sarsıcı değişiklik, sanatçının hayatında dönüm noktası olacaktır..

PHILOSOPHY
Anchor 1

17 Mayıs 1948

KENDİ KALEMİNDEN EŞİNE MEKTUPLAR

Hocam, Dostum, Can Yoldaşım..

"Ben bu gün,

su vermeni bekleyen

boynu bükük menekşenim.

Pencerene konmuş küçücük bir serçe. 

İnce, yorgun akan bir dere.."

Ve kanatsız bir kuş.."

                                         

                          Ülker Saguner - Kasım 1997

Ben bu gün, yalnızlık içinde ruhumu dinliyorum. Bak yine kış geldi, dökülmüş sarı yapraklar savruldu, soğuğun yaladığı sular cam gibi. Ben bu gün, o yeşil panjurlu beyaz evi düşünüyorum. Sarı, kırmızı sonbahar yapraklarının örttüğü mermer basamakların iki yanına dizdiğimiz saksılarda, ellerimizle diktiğimiz çiçekler coşmuş. Piyanonun sesi geliyor kulağıma, sen çalıyorsun..

Bu soğuk Kasım günü ben, Bursa'yı düşünüyorum. Mutlu, kısacık çocukluğumu. Ve senin Taif'teki konakta başlayan dadılı, halayıklı, masalsı hayat yolculuğunu. Sonra, üzerinize bir kara bulut gibi çöken Birinci Dünya Savaşı yıllarında esir alınıp Mısır'a götürülüşünüzü. Dört yıl bir esir kampında geçen çocukluğun... Babanı, anneanneni, her şeyini o esir kampında yitirip İstanbul'a gönderilişiniz. Ve Kuleli Askeri Lisesinde resimle ilk buluşman. 'Büyük yetenek' deyip seni saraya, Enderun Mektebine gönderişleri. Kelimesi kelimesine ezberlediğim sanat yolculuğun... Devamında Işıklar Askeri Lisesinin en parlak öğrencisi. Her yıl birinci. Derken, dünyanın belki de en tuhaf kanununun azizliğine uğrayıp, sırf miyopsun diye sivile çıkarılışın. Çocuk kalbinde hiç kapanmamak üzere açılan derin bir yara. Ve sonra, hep, bir görünmez perdenin ardında yaşamayı seçişin. Ressam, şair, filozof, bir büyük bilgin. Dünyamı zenginleştiren can yoldaşım, dostum. Büyük aşkla sevdiğim hocam..

Duvarda asılı resimlerin benimle söyleşiyor, Eros biblo gülümseyerek bakıyor. Ama çayda

o çok sevdiğin buruk tad yok artık. Sen yoksun..

 

    

SERVICES
CONTACT
Anchor 2

İLETİŞİM & ZİYARETÇİ MESAJLARI

Teşekkürler. Mesajınız sanatçıya başarıyla iletildi.

© 2017 Ulker Saguner

bottom of page